Change Langue

English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

++Sitene Ekle

8 Eylül 2012 Cumartesi

Erzurum Türbeleri


Erzurum Türbeleri ve Kümbetleri
Erzurum’da halk arasında’baba’,’yatır’ şeklinde isimlendirilen bazen tek,bazen de grup halinde mezarlardan oluşan ve ‘türbe’ denilen çok sayıda yapı bulunmaktadır.Halkın büyük ilgi gösterdiği bu yerler,mimari olarak ön planda olmasa da inanç kültürü ve turizmin gelişimine önemli katkılarda bulunmaktadır.Erzurum’da bugün ayakta kalan ve bazılarını burada kısaca tanıtıığımız kümbet ve türbelerin bir çoğu;yol cadde ve sokak geçirmek park yapmak amacıyla yıkılmış,bazıları özel mülkiyete geçmiş veya kimlik değiştirmiştir.Günümüze ulaşmış türbelerden en çok bilinenlere burada yer veriyoruz.
Abdurrahman Gazi Hz. Türbesi
Erzurum’un 2,5 km  güneydoğusunda Palndöken Dağı’nın eteğindedir.Sahabe olan Abdurrahman Gazi Hz.,aynı  zamanda  Hz Muhammed’in (s.a.v)sancaktarlığını da yapmıştır.Bir tekke zaviye ile birlikte 16.yüzyıldan bu yana ziyaret edilen türbe,1796 yılında Erzurum Valisi Yusuf Ziya Paşa’nın eşi Ayşe Hanım tarafından yaptırılmıştır,yanına bir de cami ilave edilmiştir.Türbenin giriş kapısı üzerinde bulunan 1796 tarihli kitabe,Hattat Salim tarafından yazılmıştır.Türbe içerisinde 4.85 m boyunda Abdurrahman Gazi Hz.lerinin makamı bulunmaktadır.Türbenin etrafı zamanla ağaçlandırılarak mesire yeri haline getirilmiştir.

Emir   Şeyh  Hz.  Türbesi
Tebriz Kapı’da,Emir Şeyh Camisi’nin yanında bulunmaktadır.Abbasiler döneminde yaşamış  Emir Şeyh Hz ne ait bu türbe,Erzurum’un maruz kaldığı sayısız istilalarda varlığını korumayı başarmıştır.Kitabesi olmayan türbenin  ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmese de Ketencizade Rüştü’nün belirttiğine göre,1179 senesinde,Saltukoğlu  Mehmet  Kızılarslan  zamanında inşa edilmiştir.Emir Şeyh Hz Türbesi’ne mescidin içerisinden açılan bir kapıdan,beş basamaklı taş merdivenlerden inilerek ulaşılmaktadır.Kubbeli sınıfından olan bu türbede tahtadan yapılmış üç sanduka yer almaktadır.Türbenin güneye açılan asıl kapısı taşla örtülmüştür.Muntazam kesme taşla inşa edilen yapının beşik örtüsü kubbesi  iki kemere dayanmaktadır.Türbenin tam ortasında dört köşeli bir havalandırma  penceresi bulunmaktadır.
Ebu İshak Kazeruni Hz. Türbesi
Büyük İslam düşünürlerinden Ebu İshak Hazretleri’ne ait türbenin  ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmemektedir.İç Kale’yi Çifte Minarreli Medrese’ye bağlayan sur düveri üzerinde bulunan köşeli burçlardan biri,içten kubbe ile örtülerek  türbe haline dönüştürülmüştür.Önünde bir de zaviyesi bulunmaktadır.Zatın asıl mezarı Kazerun’da bulunmakta,burasının bir makam olduğu belirtilmektedir.Türbe,2006 yılında Kültür Bakanlığı tarafından restore edilmiş ve turizme açılmıştır.
Ahi Baba Türbesi
Narmanlı Cami’nin 70-80 m kadar güneyinde,üç yanı apartmanlarla çevrili bir alan da çok dikkat edildiğinde fark edilebilen bir mezar anıtıdır.Doğu tarafı üst örtüsü ile birlikte yıkılmış türbenin içerisindeki 30-40 yıl önce var olan sandukalar da ortadan kalkmıştır.Rabia Hatun ve Mehdi Abbas Türbeleri  gibi bulunan da 14.yüzyıl başlarından kaldığı tahmin edilmektedir.

Ane Hatun Türbesi
Murat Paşa Camisi’nin batısındaki hazirede bulunan,Erzurum’Da baldaken düzenlemeli ikinci türbedir.Türbenin kuzey etrafında,payenin sol üst köşesinde,mermer üzerine yazılmış kitabede;’1059(1649)Marav Han’ın kızı Ane Hatun için yaptırılmıştır.’yazılıdır.Türbe kesme taştan,dört yana açık kemerler üzerinde oturan bir kubbe ile örtülüdür.Dıştan basık piramidal çatının kaplamaları tahrip olmuştur.
Mahmut Paşa Türbesi
Kars Kapı yakınlarında 23 Temmuz İlköğretim Okulu’nun batısında,köşede bulunmaktadır.Bayezid sancak beyi  iken,1767 yılında ölen ve bu türbeye gömülen Çıldıroğullarından Mahmut Paşa’ya ait olan ve bu   türbeye gömülen Çıldıroğullarından Mahmut  Paşa’ya ait olan türbe;dört paye üzerine,dört yöne açık,sivri kemerlerle baldaken düzenlemeli,üzeri kubbe ile örtülü bir yapıdır.İçinde üç mezardan birisi Mahmut Paşa’ya diğerleri de onun yakınlarına aittir.
Pir Ali Baba Hz.Türbesi
Pir Ali Baba Hazretleri’nin türbesi,Dutçu ve Tepeköy köylerinin  sınırlarının birleştiği bir tepe üzerinde bulunmaktadır.Erzurum’un manevi  mimarlarından biri olan Pir Ali Baba Hz,aynı zamanda 16.yüzyılda Erzurum’da ‘1001 Hatim’  geleneğinin başlatan zattır.Erzurum’da 1001 hatim geleneği,günümüzde de devam etmektedir.
Habib Baba Hz.  Türbesi
Taş Mağazalar’ın aşağısında,yanındaki Türbedar odası ile birlikte yaptırlmış dört duvar üzerine;üstü açık bir türbedir.Bu türbenin ilk olarak ne zaman yapıldığı bilinmemektedir.Burada,Timurtaş Baba Veli Hazretleri’ne ait olan türbe,Erzurum’daki askeri komutanlardan Müşir Kamil Paşa tarafından 1844 yılında tamir ettirilmiş,tamirden 4 sene sonra vefat eden Habib Baba da buraya gömülmüştür.Halk arasında Timurtaş Baba ile Habib Baba özdeşleştirilmiştir,zamanla Habib Baba Türbesi adı yerleşmiştir.Habib Baba babasıyla beraber Hindistan’dan irşad amacıyla Erzurum’a gelen bir zattır.Türbede Timurtaş Baba ve Habib Baba’nın dışında üç sanduka daha bulunmaktadır.Şair Sırıı Ttarafından kaleme alınmış tunç levha üzerine beş satırlık kitabe,türbenin kuzeydeki  giriş kapısı üzerinde bulunmaktadır.
Mısri  Zinnun  Türbesi
Oltu esas yerleşimi’nin güneybatısında,küçük bir tepe üzerinde bulunmaktadır.Kapı kemeri üzerine kazılmış kitabeye göre,1226 tarihinde yaptırılmıştır.Ancak karakter düzeni ve tarih kısmındaki rakamların okunuşuna göre daha geç bir tarihte yapılmış olabilir.Mısri Zinnun adı,İç Kalede’ki türbeden dolayı halk tarafından verilmiş olup,gerçek Mısri Zinnun Hz ile ilgisi yoktur.Silindirik gövdeli,konikal çatılı türbenin girişi,doğuya bakmaktadır.Beş sıra gri,üç sıra kırmızı taş dizisiyle örülen gövde,içten kubbe ile örtülüdür.
Derviş  Ağa  Hz  Türbesi
Derviş Ağa Camisi’nin avlusunda,diğer mezarlarla birlikte bir hazire oluşturmuştur.Asıl adı Hacı Derviş İbrahim olan Derviş Ağa Hz.,kendi adını taşıyan cami’nin yapımından 18 yıl sonra vefat etmiş(1736)ve aynı yıl yapılan bu türbeye defnedilmiştir.Derviş Ağa Hz.,kendi adını taşıyan camiden başka Gümrük Camisi ve çok sayıda köprü ve çeşme yaptırmıştır.Mahmut Paşa ve Ane Hatun Türbeleri gibi bu yapı de baldaken tarzda  inşa edilmiş olup,köşelerde dört paye üzerine kemerlerle oturan kubbeye sahiptir.Önceki bir onarımda yanlara çiniler eklenmiştir.
Yunus Emre Hz ve Tapduk Emre Hz Türbesi
Merkeze bağlı Dutçu köyünde,Yunus Emre Mezarlığında bulunmaktadır.Yunusemre Hz.’nin ülkemizin çeşitli yerlerinde dokuz ayrı  mezarının bulunduğu iddia edilmektedir.1703 yılında Erzurum Hasankale’de doğup,1780 tarihinde Siirt-Tillo’da vefat eden İbrahim Hakkı  Hazretleri,yıllar süren  arştırmalar sonucunda Yunus ve Tapduk Emre Hazretleri’nin asıl mezarlarının burası olduğuna hükmetmiş ve mezarları kendi yaptırmıştır.Yunus Emre Hz.,13.yüzyılın başlarında Sakarya ırmağı çevresinde bir köyde doğmuş,1381’de vefat etmiş,tasavvuf ehli, Türkçe dilinin çok iyi kullanan,ön Asya’yı gezip dolaşmış bir şairimizdir.Arapça ve Farsça bilen şairimizin günümüze kadar ulaşmış,Yunus Emre Divanı,Er-Risaletün Nushiyye ve 1573 beyitlik şiiri bulunmaktadır.Şeyhi Tapduk  Emre Hz.’dir.    
Alvarlı Efe Hz Türbesi
Nakşibendî büyüklerinden. 1868 (H.1285) târihinde Erzurum'un Hasankale ilçesine bağlı Kındığı köyünde doğdu. Babası Hâce Hüseyin Efendi, annesi, Seyyide Hadîce Hanımdır. İlk tahsîlini babasından aldı. Sonra Erzurum'daki tanınmış bâzı âlimlerin derslerine devâm etti. 1890 yılında Hasankale'nin Sivaslı Câmiine imâm oldu. Aynı yıl babasıyla Bitlis'e giderek Muhammed Küfrevî hazretlerine talebe oldu. Bâtınî ilimlerde ilerledi. Her gün iki saat hocasının sohbetinde bulunurdu.

Efe hazretleri anlatır: Bir gün sohbetten sonra hazret-i Pir dışarıya çıkmışlardı. Ben de kendimde olmaksızın kapıya yöneldim. Odadan dışarı çıktığımda hazret-i Pir'i bir kolunda büyük oğlu Şeyh Abdülhâdî, diğer kolunda Şeyh Abdülbâkî hazretleri olduğu halde sofada ayakta bekler gördüm. Elleriyle yaklaşmamı emrettiler. Yanına vardığımda mübârek ellerini şakaklarıma koyup öyle bir nazar ettiler ki, başımArşa değdi sandım."

Muhammed Lütfi Efendi, bu nazarla bilinmeyen, anlaşılmayan derecelere kavuştu. Ertesi sabah Pîr-i Küfrevî hazretleri kendisini halîfe seçtiğini ve halkı irşâda memur ettiğini bildirdi. Böylece icâzetini (diploma) aldıktan sonra bir müddet daha Sivaslı Câmiinde göreve devâm etti.

Sonra tâyini Erzurum'un Dinarkom köyüne çıktı. Burada iken 1916'da Rusların doğuda Van, Muş ve Bitlis'i ele geçirmeleri üzerine Erzurum'a geldi. Rus istilâsının devâm etmesi ile Tercan'ın Yavi Köyüne gitti. Burada bir taraftan imâmlık yaparken diğer taraftan gönlüne girdiği herkesi Rus zâlimlerine karşı silahlandırdı.

1917'de Rusya'da bolşevik ihtilâlinin vukû bulmasından sonra Ruslar, Osmanlı topraklarından çekilirken silahlarınıErmenilere vererek onları mâsum ve savunmasız Türkler üzerine kışkırttılar. Ermenilerin hedefi, Doğu Anadolu'yu da içine alan büyük Ermenistan devletini kurmaktı. Bunun için Türk ve Müslüman olan halkın bölgeyi terketmesini istiyorlardı. Bu gâyeleri tahakkuk ettirmek üzere görülmemiş bir kıyım ve imhâ hareketine başladılar. Beşikteki bebeklere ve yatalak hastalara varıncaya kadar öldürdüler. Bâzılarını câmi, ev ve ahırlara toplayarak sonra ateşe verdiler. Bu mezâlim, doğudan batıya doğru büyük bir göç dalgasının başlamasına sebep oldu.

Ermenilerin bu insanlık dışı fiillerine karşı, Muhammed Lütfî Efendi, Yavi ve komşu köylerden topladığı altmış kişilik bir müfrezeyle harekete geçti. Önce Oyuklu köyü yakınındaRusların karargâh deposu olan ve Ermenilerin elinde bulunan bir silah deposunu bastı. Bu silah ve malzemeleri Haydari Boğazı'ndaki Zergide köyünde bulunan Türk ordusuna ulaştırdı. 12 Mart 1918'de Türk ordusu ile birlikte Erzurum'a girdi. Ancak aynı gün babası Hâce Hüseyin Efendi şehîd düştü.

Doğu'nun Ermeni mezâliminden kurtarılmasından sonra tekrar Hasankale'ye döndü. Kendisine Hasankale müftülüğü teklif edildi ise de kabûl etmedi. Bu sırada Alvar köyü insanlarının ısrarlı istekleri üzerine oraya yerleşti. Bundan sonra halk arasında"Alvar İmâmı" ve "Efe hazretleri" ünvanıyla tanındı. Bir Nakşibendî-Hâlidî şeyhi olarak 1939'a kadar bu köyde, bu târihten sonra da Erzurum'da halkı irşâd ile meşgûl oldu. 1947, 1949 ve 1950 yıllarında olmak üzere üç defâ hacca gitti. 12 Mart 1956'da vefât etti. Cenâzesi Alvar köyüne götürülerek oraya defnedildi.

Efe hazretleri, İslâmiyetin aleyhine cereyanların geliştiği ve pekçok müslümanın perişan olduğu o günlerde dertlerini daha çok şiirle dile getirdi. Onun Arapça, Farsça ve Türkçe yazdığı bu şiirleri ölümünden sonra oğlu Seyfeddîn Mazlumoğlu tarafından derlenerek Hulâsâtü'l-Hakâyık adıyla yayınlandı. Şiirleri ve gazelleri incelendiğinde, Allahü teâlânın aşkı ve Resûlullah'ın sallallahü aleyhi ve sellem sevgisiyle dolu olduğu görülmektedir. Hac ettiği günlerden birinde Rabbine şöyle yakarmaktadır:

Alîl, zelîl bu yollara düzüldük

Hakîr fakîr denî râha süzüldük

Hâlimiz ne olur ya Rab üzüldük

Ey keremler kânı huccâcı affet

Rahmet-i Rahmân'a muhtâcı affet!

Gönderdin Habîb'in âleme rahmet

Sen eyledin bizi Habîb'e ümmet

Senden özge kimden görek merhamet

Ey keremler kânı huccâcı affet,

Rahmet-i Rahmân'a muhtacı affet.

Hürmet-i Ahmed'e bağışla bizi

Âl-i Muhammed'e bağışla bizi

Vüs'at-i rahmete bağışla bizi

Ey keremler kânı huccâcı affet,

Rahmet-i Rahmân'a muhtâcı affet.

Efe hazretlerinin huzûruna girenler büyük bir ferahlık duyarlar ve mânevî bir lezzete kavuşurlardı. Onu görmek için; içlerinde paşalar, bürokratlar, müftüler de dâhil olmak üzere, Türkiye'nin dört bir yanından insanlar gelirdi. Onu gören, tanıyan herkes kendisinin Peygamber efendimizin ahlâkı ile ahlâklandığını ve her hâlini O'na uydurduğunu söylerlerdi.

Talebelerine dâimâ kalp kırmamak husûsunda telkinde bulunurdu:

Ol fakîr ki, yüzen bakar

Gözlerinin yaşı akar

Mümin olan kalb mi yıkar

Boynuna la'net mi takar

Sakın incitme bir cânı

Yıkarsın Arş-ı Rahmân'ı

Bilirsin haram helâli

Bilirsin sevab vebâli

Aman olma lâ-übâli

Terk eyle boş kîl-u-kâli

Sakın incitme bir cânı

Yıkarsın Arş-ı Rahmân'ı

Bu dünya seni terk eder

Devletin hep elden gider

Ölüm bir gün kabre güder

Biri sürer biri yeder

Sakın incitme bir cânı

Yıkarsın Arş-ı Rahmân'ı.

Misâfirperverdi. Herkesi severdi.Zâviyesinde her gün en az yirmi misâfir bulunurdu. Misâfirleri uzaktan geldiyse, gece evinde ağırlar, sabah kahvaltılarını verir, dertlerini dinler ve uğurlardı. Altmış sekiz sene misâfirsiz bir sofraya el uzatmadı.

Dünyâyı hiç sevmezdi. Dünyâ malıyla hiç ilgilenmedi. Doksan senelik hayâtında taş taş üstüne koymadı. Bir evi yoktu. Cenâb-ı Hakka hamdederek; "Elhamdülillah, tapuda kaydım dünyâlık bir şeyim yok. Babam bu dünyâya bir çivi çakmamıştı. Benim de bir çivim yok." derdi.

Şenper-i zenburi değmez bu cihan kâşânesi" (Bu cihanın saltanatı bir sinek kanadına bile değmez) sözü dikkate şâyandır. Yine dünyânın boş olduğunu şu mısrâları ile dile getirmektedir.

İster allan güller gibi her seher

Âhiri ölümdür hayâldesin

İster olsun hazinende dür, güher

Âhiri ölümdür ne hayâldesin.

İster emirâne kur taht-ı revân

Şâhâne üstünde kurul nev-civân

Hüsrev gibi her gün eyle bir dîvân

Âhiri ölümdür ne hayaldesin

İsterse bu dünyâ hep senin olsun

Şân ü şöhret şerâfetinle dolsun.

Halk-ı zemân hep emrinde bulunsun

Âhiri ölümdür ne hayaldesin.

Herkese, bilhassa hasta ve düşkünlere karşı çok merhamet ve şefkatli idi. Fakir ve yoksullara hiç beklemedikleri anda yardım eder onların ne halde olduklarını kendilerinden iyi bilirdi. Birçok fakire fırınlardan ekmek göndererek günlük ihtiyaçlarını karşılardı. İhtiyacından dolayı huzûruna gelenler, derdini söylemeden, kendisi Allahü teâlânın izniyle onların isteğinin ne olduğunu anlar ve ihtiyaçlarını giderirdi.

Çok cömert idi. Herkes ve bilhassa varlıklı kimseler kendisine hediyeler gönderirdi. Fakat o bunlara hiç elini sürmezdi. Bunları minderin altına kor, evlenmek isteyenler, borcunu ödeyemeyenler ve cenâze masrafları vs. gibi sebeplerle kendisine gelenlere dağıtırdı. En büyük zevki hediyeleri lâyık olduğu yere ulaştırmaktı. Bâzan sohbetleri esnâsında üzerindeki en büyük parayı ortaya çıkardıktan sonra, çevresinde bulunanlara da; "Şuraya biraz para koyun!" derdi. Etrafındakiler de paralarını koyduktan sonra bunları toplatır, mahallin ileri gelenlerine veya muhtarına ihtiyaç sâhiplerine ulaştırmaları için gönderirdi.

Efe hazretlerinin pek çok gazellerinde bu duygularını görmek mümkündür.

Hasislikten elin çek sen cömerd ol kân-ı ihsân ol

Konuşma câhil-ü nâdân ile gel ehl-i irfân ol

Hakîr ol âlem-i zâhirde sen mânâda sultân ol

Karıncanın dahi hâlin gözet dehre Süleymân ol

Felekte hâsılı insân isen bir canı incitme

Günahkâr olma Fahr-i âlem-i zî-şânı incitme.

Efe hazretlerinin en çok sevdiği işlerden biri de ilim talebelerine yardım etmekti. İlme, irfâna çok önem verir, Erzurum'da medreselerde okuyan talebelere maddî mânevî yardımlarda bulunurdu. Alvar'da bir medrese kurarak gelenlere Kur'ân-ı kerîm ve fıkıh dersleri verdi.Bir zamanlar dindarlara, Kur'ân-ı kerîm okuyanlara ve okutanlara karşı düşmanlık gösterilmesi sebebiyle, Efe hazretleri de İslâmiyetin emirlerinin unutulmaması için fevkalâde gayret gösterdi. Onun emri ve izni ile köylerdeKur'ân-ı kerîm okutan hocalara en ufak bir zarar erişmedi.

Erzurum eski müftülerinden Solakzâde Sâdık Efendi, Efe hazretlerine muhâlif hareket ederdi. Sâdık Efendi bir gece rüyâda Efe hazretleri etrâfında talebeleri ile zikir ve sohbet ediyorlardı.Yalnız etrâfında bir kişilik boşluğun bulunması dikkatini çekti. Sabahı zor etti. Acele ile Efe hazretlerine gelerek rüyâsını anlattı ve ondan tâbirini istedi. Efe hazretleri gülümseyerek:

"Siz daha iyi bilirsiniz, müftüsünüz." dedi.

Sâdık Efendi daha fazla bekleyemedi. "Beni bendeliğe kabûl ediniz, efendim!" diyerek Efe hazretlerinin ellerine yapıştı. Bu bağlılık ve seâdet günleri uzun sürmedi. Ancak Efe hazretleri kısa zaman sonra vefât etti. Cenâzesinde Solakzâde'nin ağlamaları Erzurum'da bir destân oldu.

Eski Çat müftüsü Hâlis Hoca, Efe hazretlerinin yanına ilk defâ geliyordu. Bir ara Efe hazretleri şerbet içerlerken; "Eğer Efe içtiği şerbetin yarısını bana verirse, yanında kalacağım." diye içinden geçirdi. Bu sırada Efe hazretleri de bardağı yarılamıştı. Durdu ve; "Yarısı oldu mu?" diye sorduktan sonra bardağı kendisine uzattı. Hâlis Hoca bundan sonra 15 yıl devâmlı Efe hazretlerinin yanına gidip geldi.

Efe hazretleri bir defâ hacdan dönüşte yolu İstanbul'a uğradı. Yakınlarından birisine de Erzurum'a birinci mevkîden bilet almasını tenbih etti. Bileti alacak kimse unutup gecikti.Trenin hareketine az bir zaman kala istasyona gelen yakını birinci mevkiin tamâmen dolu olduğunu öğrenince büyük bir üzüntüye düştü. Sonra birinci mevkî vagonuna binerek dolaşmaya başladı. Kompartımanın birisinde iki kişi oturuyordu. Onlara; "Siz iki kişisiniz, muhterem ve yaşlı bir zât da Erzurum'a gidecek. O da yanınıza oturabilir mi?" diye sordu. "Kim o?" dediklerinde; "Alvarlı Hoca, Muhammed Lütfi hazretleri." cevâbını verince, onlardan; "Zâten biz bu yeri ona ayırdık, onu bekliyoruz." cevâbını aldı.

Mübârek Ramazan Bayramı, Erzurum mes'ûd ve bahtiyar günlerinden birini yaşamaktadır. Herkes birbirinin bayramını tebrik etmekte, hastalar ziyâret edilmekte, çocuklar sevindirilmektedir. Efe hazretlerinin dergâhının önü de sanki ana baba günü. Elini öpüp, hayır duâsını almak isteyenler yarış hâlindeler. Bu sırada Efe hazretlerinin, bayramını tebrik edenlere karşı söylediği sözler yıllar yılı herkesin dilinde tatlı bir nağme gibi söylene geldi.

Mevlâ bizi affede

Bayram o bayram olur

Cürm ü hatâlar gide

Gör ne güzel ıyd olur.

BU LOKMA SENİNDİR

Efe hazretleri Erzurum'da talebelerinin birinin evinde, sohbet sonunda duâ ediyordu. Öylesine cânu gönülden bir istek ve arzu ile yakarışı var idi ki, etrafındakiler sanki Allahü teâlâyı görür gibi duâ ettiğini zannediyorlardı. Yürekler yerinden fırlayacak gibi çarpmada, gönüller arşa açılmada idi. Duânın bitimi ile ortalığı sessiz bir sükût kapladı. Ev sâhibi fırsattan istifâde, hazırlattığı tatlıları getirdi. Bu sırada evin çocuğu, kapının arkasında; "Efe'ye büyük zât diyorlar, güyâ böyleleri kerâmet de gösterirmiş, eğer aslı varsa tabakta ilk lokmayı bana uzatsın da göreyim onun kerâmetini? Yoksa beni inandıramaz." diye düşünüyordu.

Bu sırada lokmayı alan Efe, ağzına götürecek yerde birdenbire;

"Kapı arkasındaki genç! Buraya gelir misin?" diye seslendi. İkinci defâ tatlı bir sesle tekrar;

"Buraya gel, bu lokma senindir, başkası alamaz!" buyurdu.

Utanarak yanına gelen gence Bismillah diyerek ilk lokmayı verdi.
Umudum Baba Hz Türbesi
Erzurum’un kuzeyinde,şehir merkezine 16 km mesafedeki  Umudum  köyünde yer almaktadır.Rivayetlere göre yedi yıl aralıksız kışın hüküm sürdüğü bir zamanda,Sultan 3.Murat’ın,doğuya yaptığı ziyaret sırasında adı konmuş bir köydür.Köyün Camisi  içerisinde Umudum  Baba’nın türbesi ile birlikte 9 adet sanduka bulunmaktadır.
Hacı Haşıl Efendi Hz. Türbesi
Merkeze bağlı Dutçu Köyünde,Yunus Emre Mezarlığında bulunmaktadır.Haşilzade Hacı Ali Efendi Hz Erzurum’lu olup Hacı Hüseyin Efendi Hz.’nin oğludur.1840’larda doğduğu ve 1908 yılında vefat ettiği bilinmektedir.Kadiri tarikatının şeyhidir.’Ben gülü deste bağlarım/Desteyi dosta bağlarım.’sözü ona aittir.
Yağan Baba Hz Türbesi
Yağan Baba Köprüköy ilçemizin Yağan köyünde, köy camisinin doğusunda yer alan mezarlıkta altı metre büyüklüğünde bir mezarda medfundur. Yatırın asıl adının Seyit Şerif Halil Divani olduğu ifade edilmektedir. Halil Divaninin Seyitlik şeceresi ve tarikat icazetnamesini (izinname ) Prof. Dr. Hakan KADIOĞLU bey vasıtasıyla elde etmiş bulunuyorum. Hocamıza sevgi ve muhabbetlerimi sunarak, çalışmalarında hayırlı muvaffakiyetler diliyorum. İcazetnameler, şahıslarla ilgili (zaman ve durum bakımından) geçmişi günümüze taşıyan en sahih belgelerdir. Halil Divani ile ilgili belgede:
                             “Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla
        Kıymetli ve değerli saadet topağından seyitlik ağacını bitiren Allah’a hamd olsun. Yüce asıldan, Kerim cemalinden efendi kılınmış büyük şanından, kutsallığı dolayısıyla şereflenmiş, kadim kemalatı dolayısıyla en yüce nesebe mensup olmuş. Allah’ın lütfü ve bereketi sebebiyle nesebce en şerefli kılınmış, âlim zatı dolayısıyla ilk yaratılışına dikkat çekilmiş, hikmet suyundan, feyz izinin membaı öyle bir zat ki, Allah onun hürmeti ve şerefiyle nesebi ve akrabalığı ortaya çıkardı. Dolayısıyla o nesep, kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibi oldu. Allah’ın rahmeti, Peygamber olarak seçtiği kimsenin üzerine olsun. Allah’ın selamı en güzel neseble seçilmişin üzerine olsun. Yine diğer Nebi ve resullerin ve temiz ehli beyitlerine olsun ve onun iyi takva sahibi arkadaşlarına olsun. Reşid halifelerine ve kendisinin varisi olan müçtehit âlimlere olsun.
        Vedüd ve melik Allah’a hamd ve selamdan sonra, meşhur ve seçkin ilham sahibi, haberlerinde sadık, bütün avamın sözcüsü, bu kitabın yazılma sebebini ve bu hitabın satırlara dökülme gereğini Allah’a şükür ve hamd ile şöyle açıklar: Büyük seyitlerden, kerem sahibi, saygın kişi, fahri âlem, âlemin direği muhterem ve münevver Hz. Muhammed Mustafa’nın ehli Fatımatüz-Zehra’nın sülalesi, izzet ve ihtişam sahibi, İmam Ali ve Hüseyin’in evladı, feyz membaı, günahlara karşı kendini koruyan, Allamu’l-guyüb olan Allah’ın ilhamına mazhar meşhur. Özbek muhaciri ve âlicenap kimselerin hamisi ve dostu seyitlerin iftiharı, Kirman evladı. Ufukların kutbu Pasinler vilayetinin komşusu Seyit Cihangirin oğlu  Seyit Halil Divani, yücelerin meslekinde Allah onların tabaka ve derecelerini yükseltsin. Bil cümle büyük seyitlerin ve saygın kişilerin toplantısında kendi pederinin nesebini, seyitliğini ispat etmiş, yüce âlimlerin, Hz. Peygamberin muhterem evlatlarının, âşık fakihlerin katıldığı, Tebriz’deki ”Nakibül-Eşraf”ında hazır bulunduğu bir toplantıda adil şahitlerin ve fazıl şahsiyetlerin şahadetiyle nesebini ispatlamıştır.
        Bu zatlar Tebriz’de onların seyitliğine, neseplerinin temizliğine, sülalelerinin güzelliğine ve evliya zümresinden, kırkların şahı olduğuna şahit oldular. Bu şahitler: Seyit Şerif Şeyh Hamza Şahı Nimet Velinin oğlu Seyit Şerif Pir Şeyh Hasan Ebu’l-Fadl, Seyit Şerif Şeyh Nurettin Şahı Nimet velinin oğlu, Seyit Şerif Şeyh Muhammed, onların batından batına, oğuldan oğula, dededen dedeye ta Hz. Peygamberin soyuna dayandığına şüphesiz Şerif ve Seyit olduklarına şahitlik yaptılar. İşte bu sebepten dolayı bu zatların şahitliği benim yanımda çok makbul ve çok değerli olmuştur. Onların Seyitliği bizce çok değerli ve garantili olmuştur. Çünkü onlar şeriatı Garraya riayet eden, yalan şaibesinden uzak ve beridirler. İşte bizde bu yüzden, bu meşhur ve adı geçen nesebin Seyitliğine şer’an hükmettik. Böylece bu kelime hüccet olarak zikredilmiş oldu. Ve açık bir şekilde belirlenmiş oldu. Bu büyük Seyitlere Şerefli saygın kişilere muhterem Resulün ehline hürmet ve saygı ve tazim gösterdiler. Ve onlara dini hizmetlerinde, kardeşlik oluşturmada her türlü yardımı yaptılar. Ve bu yüce delilin çok açık burhanın değiştirilmesine, doğru ve kuvvetli hüccetin(belgenin) yalanlanmasını ebedi olarak lanetlediler. Onu değiştireni Allah’ın ve Resulün düşmanı saydılar.
        İmdi, Seyit Cihangirin oğlu Seyit Halil Divani, Cihangirin babası Seyit Muhammed, onun babası Seyit Ahmet, onun babası Seyit pir Hayyat, onun babası Seyit Tacettin Rıza, onun babası Seyit Velayet Ebul-Hasan, onun babası Seyit Resül Nuri dir. O nun babası Seyit İbrahim, onun babası Seyit Kasımü’l-Asgar, onun babası Seyit Muhammed Sani, onun babası Seyit Muhammed, onun babası Seyit Abdullah, onun babası Seyit İbrahim dir. Onun babası Seyit Şerif İmam Muhammed Bakır, onun babası Seyit Şerif İmam Ali Asgar Zeynu’l-Abidin, onun babası Seyit Şerif İmam Hüseyin, Onun babası Hz Ali b.Ebi Talip, onun babası Haşimin oğlu Abdulmuttalip, onun babası Abdulmenaf Muğire.
        Tarikat silsilesi(İcazetnamesi=İzinnamesi): Seyit Halil Divani kendisi, ilk önce, Seyit Şeyh Ahmed-i Kebirden el, inabe ve. beyat aldı. Bu zat da Seyit Şeyh Ahmet Fatih-el Harputi’nin(Ölümü M.1313) elinden inabe aldı. Bu da Seyit Şeyh Tacettin İbrahim-el Fatih(ölümü M.1305) den, o da Seyit Şeyh Şemsuddin Ahmet bin Muhammed-el Fatih’in elinden inabe aldı. O da Seyit Şeyh Tacettin İbrahim binSeyit Muhammed bin Seyit Hasan el-Fatih’in elinden, o da Seyit Şeyh Muhyettin Ahmet bin Seyit Şeyh Ali el-Fatihin elinden; o da Seyit Şeyh Kutbettin’in elinden, o da Seyit Şeyh Ömer bin Seyit Şeyh Hasan bin Seyit Şeyh Muhammed el- Ma’ruf bin Seyit Şeyh Abdurrahman Fatihin elinden, o da Seyit Şeyh Mühyettin İbrahim el- Arabî bin Alimül Fatih’in elinden, o da Şeyh Muhammed er-Ravvaki bin Abdurrahim’in elinden, o da Seyit Şeyh Situyed bin Osman’ın elinden, o da Şeyh Ahmet el-Kebir bin Ebü Sahne’nin elinden, o da  Seyit Şeyh Ali bin Seyit Şeyh Bahauddin’in elinden, o da Şeyh Ebü Bekir Şeyh Hasan Şibli’den(ölümü.M.945), o da Seyit Şeyh Cüneyd-i Bağdadi’den(ölümü.M.911), o da Seyit Şeyh Seriri Sakati’den (ölümü M.865), o da Şeyh İmam Maruf Kerhi’den(Ölümü.M.815), o da Şeyh İmam Davüd-i Tai’den, o da Şeyh Habib Acemi’den, o da Şeyh Hasan Basri’den(ölümü.M.728), o da Şeyh İmamu’l-Evliya İmam Hz. Ali K.Vden, o da Nebilerin İmamı, İmam Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) den, o da ruhanilerin imamının elinden yani vahiy sahibi İmam Cebrail (a.s) dan, o da ruhübiyyetin İmamı yağmurların sahibi Mikail (a.s), o da kerrubiyyün’un İmamı, surun sahibi İsrafil (a.s) dan, o da kerramiyyün’un İmamı, ruhları kabzeden Azrail (a.s) dan, o da zumretus-sefere’nin İmamı Reshail (a.s) dan, o da zumretül-berere’nin İmamı Şişdail (a.s) dan, o da mukarrebün’un İmamı Hemdail (a.s) dan, o da zumretul-Valıhün’un İmamı Vehdail (a.s) den, o da zumretül-Humaniyyün’un İmamı Ferdail (a.s) dan, o da Alla Tealanın kudret elinden inabeyi ve tevbeyi aldı.
        Bu yazı, hicri beş yüz kırk senesi Recep ayının başında yazılmıştır. Evliya zümresinden, meşayih-i izam, Şeyh Hacı baba Fuhlevi Evliya zümresinden ve büyük Şeyhlerden Hasan Harran, Evliya zümresinden ve büyük Şeyhlerden Seyit Şeyh Yahya Seravi, Evliya zümresinden ve büyük şeyhlerden Seyit Şeyh Ali Hurmi ve diğer hazirunun huzurunda yazılmıştır.
“Biz Gani olan Allah’a muhtacız. Bunu Şüphesiz ben fakir bütün işlerimi Tebriz’de mülkü ve hakanlığı korunmuş Gani olan Allah’a havale ettim Mu’tasım Billâh zamanında Seyit Şerif Seyit Muhammed Fani b. Seyit Muhammed Ekber en-Nakib’in oğlu Muhammed Ekber en-Nakib ale’l-Hüseyin  Seyit Şerif Muhammed Fani yazmıştır. “
Selçuklular Devleti ve daha sonra Osmanlı Devleti zamanında devam eden, Peygamberimiz (S.A.V) soyundan gelenlere, yani Seyitlere büyük bir hürmet gösterilirdi. Halkın o zatları incitmemesi, halk tarafından Seyit olduğunun bilinmesi açısından devlet tarafından bir belge tanzim edilirdi. İslami bilgilerle donatılmış Nakibül Eşraf denilen büyük bir kurul tarafından Peygamber soyundan gelenler bilinir ve halka da bu zatların Seyit olduğu bildirilirdi. Halil Divani’nin doğum ve ölüm tarihi bilinmiyor. Ancak bu vesika Seyit olduğunu belgeliyor ki, bu önemli vesikaya göre Halil Divani Hz. Hüseyin ve oğlu Zeynel Abidin evlatlarındandır.
Tarikat izinnamesinde şeyhinin şeyhi olan Seyit Şeyh Ahmet el- Harputi; Peygamber Efendimiz soyundan gelip Seyit olan Fatih Ahmet Baba 13. Asrın ilk çeyreğinde Türkistan’ın Belh şehrinde doğdu. Hocalarından Ahmet Hallaç el-Belhi vasıtasıyla Silsilei Aliye büyüklerinden Ali Ramiteni (Doğumu Buhara-ölümü M.1328 Harzem) hazretlerinin talebesi oldu. M.1313 yılında Harput’u Ermenilerden geri almak üzere sefere çıkan İlhanlı ordusuyla bölgeye geldi ve şehrin fethi sırasında şehit düştü. Türbesi Harput’a, 1–1,5 km mesafede bir vadide olup, Güllü bağlara giden yolun sağ tarafındadır. (1)
Diğer Şeyh Tacettin İbrahim el-Fatih: İslam âlimlerinden ve evliyanın büyüklerinden İsmi İbrahim, künyesi Ebu’s-safvet, lakabı Tacuddindir. Doğum tarihi bilinmeyen Tacuddin İbrahim Zahidi Geylani Azerbaycan’da bulunan Geylan nahiyesine bağlı Siyaverü isimli köyde doğdu. Medrese eğitimini Seyit Cemalettin Ezheri’den tamamladı. H.705 (M.1305)senesinde Geylan yakınlarında bulunan Lenger-i Künan denilen yerde vefat etti. Kabri oradadır.(2)
Yüsuf Halveti; Büyük velilerden. İsmi, Yüsuf Halvetidir. Ahi Yüsuf Halveti de denir. Seyit olup, soyu Peygamber Efendimize ulaşır. Büyük dedesi Ahmed Kebir hazretleridir. Şirvanda doğdu. Doğum tarihi bilnmemektedir. 1308 (H.708) tarihinde Şirvan’da vefat etti. Dergâhındaki türbesine defnedildi. Vefat ettikleri zaman Sultan Gıyaseddin Mes’ud’un saltanat zamanıydı. Yusuf Halveti, Şeyh Zaid hazretlerinin sohbetlerinde yetip olgunlaştı.
Ondan icazet, diploma alıp insanları irşada hak yolun bilgilerini öğretmeye memur edildi. Veli bir zat olunca, Anadolu’daki insanları irşad için oraya gitmeye memur edildi. Niğde şehrine gelip, insanlar arasında Tepeviran denilmekle meşhur olan yere yerleşti. Orada bir dergâh ve bir cam inşa etti. İnsanlara hak yolun bilgilerini, edebini öğretmekle meşgul oldu. Çok kerametleri görüldü.(3)
Yusuf Halveti’nin bilinmeyen bir sebeple memleketine geri döndüğü anlaşılıyor. Yusuf Halvetinin büyük dedesi Ahmed Kebir ve Seyit, Hali Divani’nin de büyük dedesi Ahmed ve Seyit bunlar amcazade. Şeyh Seyit Ahmedi Kebir tarikat izinnamesinde de ismi geçmektedir. Bu aile fertleri Şirvan’dan Anadolu’ya gelip, Halvetilik yolunun tebliğcileri olması kuvvetle muhtemeldir.
Bu durumda Seyit Halil Divani İlhanlı akınları sırasında gelerek Yağan Baba (Paşa) zaviyesine (13. asır ilk yarısı –14. asır başları) yerleşip hayat sürmüş olduğunu şecere ve bu bilgiler gösteriyor. Şecerede Halife Mu’tasıl zamanından bahis edilirken zamanlama hatasına düşüldüğü kanaati doğuyor. Bazı kaynaklarda aynı yazımla karşılaşıyoruz. Mesela: Şeyh Radiyyüddin Ali Lala Mu’tasım Halife zamanında H.642( M.1244) de vefat etmişti ve Horasanda medfundur.(4) Celalettin Tebrizi Hindistan evliyasının büyüklerinden, Tebriz taraflarında doğdu. Doğum tarihi belli değil. H.746 (M.1345) yılında Bengal bölgesinde vefat etti. Celalettin Hazretlerinin kerametleri meşhur oldu. Hülagü’nün işgal ettiği Bağdat’ta halife olan Mu’tasımın katledileceğini, Allahu tealanın izniyle bir gün önceden işaretle haber verdi. Ertesi sabah halife hunharca katledildi.(5)
El-Mustasım Billâh Abbasi İmparatorluğunun 37. ve sonuncu halifesi H.640(M.15 Kasım 1242) Hilafet makamına oturdu. H.656( M.20 Şubat 1258) Moğol orduları (İlhanlı) Bağdatı istila sonucu Hülagu tarafından öldürüldü. El-Mustasım o coğrafyada el- Mu’tasım olarak anılmış ve yazılmış. El-Mu’tasım Billâh Ebu Muhammed, ordu ve devlet idaresinde Türklere vazifeler vererek, Türkleri ilk defa İslam tarihine sokan insan H.180 (M.797) olduğundan, El- Mustasımı ihtimaldir ki kendileştirerek El-Mu’tasım yapmışlar.
Genelde vakfiyelerdeki tafsilat risaleler elden ele dolaşırken muhtelif adamlar tarafından ilave ve çıkarmalar oluyor. Bu vakfiyede de böylesi var gibi.
Tuğrul Bey zamanında, kendisine başvurularak, kalabalık ailelerine ve oymaklarına yurt isteyen Türkmenlere aynı düşünce ve umutlarla batıya giderek “Rum ülkelerine sefer ile gaza yapmak” gibi yerinde bir teklif yaptı. Türkmen oymak beyleri 1045 yılından itibaren ve İbrahim Yınal komutasında Aras nehri boylarını takip eden seferle Arzan (Kara Arzan) şehrini zaptı sırasında(6) Yağan Paşa da Aras nehri boylarına yerleşen oymak beyi, Gazi ve Alp Eren olması kuvvetle muhtemeldir.
Yağan Paşa zaviyesini kurup yerleşmiş, kabri meçhul. Yalnız kendi adını taşıyan camisi bizlere kalmış yadigâr. Vakfiye H.440( M. 1048) Tarihli “ Vakfiye Türkiye sınırları içindeki tarihi eserlerin en eskisinin bir vakfiyesi olarak kabulü ciddi ilim eserlerinde yer almıştır. M.CEVDET- Zeylun ala Fasl-il Ahiyet-il-Feteyan-it- Türkiye adlı Arapça eserinde bu vakfiyenin Evkaf nezareti vakıflar defterinde kayıtlı vakfiyelerin en eskisi olduğunu söylüyor.”(7)
Bu yöremizi on birinci asırda Yağan Paşa, ondan iki asır sonraları Seyit Halil Divani şenlendirmiş ve şereflendirmiş. Bu iki mübareğin ruhları şad makamları Cennet olsun.
 
Kaynakça: (1) Doğu Anadolu Evliyaları S.171. T.G. Yayınları.
(2) Horasan Evliyaları S.387.
(3) Türk dünyası Evliyaları S.263
(4)Prof. Dr.F. Köprülü Türk Edeb. İlk Mutasavvıflar S.95.dip not.34
(5)Hindistan Evliyaları S.17 T.G. Yayınları
(6)Yar. Doç. E.Kürkçüoğlu V-IV. y.y Erz. Tar. S.66
(7) İ.H.Konyalı Erz. Tar. Anıt. Ve Kit. S.487
Not:alıntıdır.Yazandan Allah (c.c) Razı olsun.




Babadereli Seyyid Ahmed Efendi Hz.Türbesi
http://www.ressim.net/e/upload/44e22085.jpg

1890-1977
Ehl-i Beyt-i Resulullah (SAV) efendimizin
Hz. Hüseyin (RA) koluyla silsiley-i tayyibesinden 27.batýn torunu olan Babadereli Ahmed Efendi Hazretleri.1890 yýlýnda ailesinin Bingöl’un Sevkar köyünden Hýnýs’ýn Akgelin köyüne hicreti esnasýnda validesi Ahmed efendi ye hasta
hastalýk belirtileri baþlar hemen çadýr kurulur validesi çok sýkýlýr haya eder ve rabbine niyazda bulunur ya rabbi þu insanlarý benden uzaklaþtýr yüce rabbimiz duasýný kabul eder ve olay þöyle geliþir vadinin birisinden imdat sesleri gelmeye baþlar hemen sese doðru giderler sesin nerden geldiðini ararlar ama hiç kimseyi bulamazlar ve dönerler döndüklerinde Molla Ahmed efendi dünyaya gelmiþtir ve binlerce kuþlarýn çadýrýn etrafýnda uçuþunu görürler ve hayret ederler.Babasý Seyyid Molla Resul Efendi
Rabbine þükreder ve þöyle der bu çoçuk çok büyük insan olacak ve insanlara çok büyük faidesi olacak Yüce Allah uzun ömürder versin.
.Elbetteki Yüce Rabbimiz Veli kullarýn’ýn dünya’ya teþriflerinde
Alametleri zuhur etmiþtir.Künyesi ile birlikte asýl adý Seyyid Ahmed Hafuziddin’dir Babasý Seyyid Molla Resul Efendi Hazretleri Bingöl ün Sevkar köyünde mukim ehl-i hal ehl-i ilim ve ehl-i irþat sahibi bir zat idi.
Babadereli Seyyid Ahmed Efendi Hazrtleri (7) yedi yaþýnda iken babasý ona yeni elbise alýr ve ahmed efendi o elbise’yý giyinir ve köy de dolaþmaya baþlar o esnada köyde kavga eden çocuklarýn darbesiyle ahmed efendi hazretleri nin ayaðý kýrýlýr ve ahmed efendi hazretleri giyinmiþ olduðu o yeni elbiseyi çýkarýr ve birdaha o elbiseyi giyinmez. ilim tahsiline baþlar batýný ve zahiri ilim derslerini (7) yedi yaþýndan itibaren babasý Seyyid Molla Resul Efendi Hazretlerinden alarak (30) otuz yaþýnda icazet almýþtýr.
Seyyýd Ahmed Efendi Hazretleri Erzurum un çat ilçesine baðlý aða köyü saltaþ köyü yavi beldesinde karaþþeh köyü þehhasan köyü ve babaderesi köyünde irþad ve ilim ýþýðýný yaymaya devam ettiler (55) elli beþ yýl süreyle ilim tedris eylemiþ Arabi ilimlerde çok sayýda ehliyetli ve icazetli talebe yetiþtirmiþtir.Babadereli Molla Ahmed Efendi Hazretleri’ nin yetiþtirdiði talebelerden bazýlarý yurdun deðiþik bölgelerinde ve yurt dýþýnda hizmet’e devam etmiþlerdir
ve bu talebelerden bazýlarý.
Seyyýd Molla Hatip Efendi
Erzurum lu Havace Muhammed Said Efendi (Suriye)
Bibngöl lü Havace Muhammed Efendi
Bingöl lü küçük Havace Muhammed Efendi
Molla Hüseyin Efendi
Ýsmail Efendi
Yavi li Hafýz Osman Mihrali Efendi
Muhammed Halis Efendi (Eski Çat Müftüsü)
Budaklar köyünden Molla Halýt Efendi
Yavi li Molla Muhammed Efendi
Köseler li Molla Necmettin Efendi
Köseler li Molla Muhammed Efendi
Yavi li Hafýz Ahmed Efendi
Aða köy lü Ýsmail Efendi.
Doðum aný dahil olmak üzere pek çok keramet ve fefkalede hali görülen Bir zat idi Bunlardan bir kaçý þöyle Seyyid Ahmet Efendi Hazretleri Babaderesi köyünden erzurum’a geliyor ve ayný gün Alvarlý Muhammed Lütfü Efendi Hazretleri de Erzurum merkeze baðlý dutcu köyüne davetli olarak gelmiþtir yemek için sofra kuracak ev sahibi Alvarlý Efe Hazretleri ne efem sofayý kuralým efe hazretleri biraz daha bekliyelim gelen misafirimiz var ve ayný dakikalarda Babadereli Molla Ahmed Efendi Hazretleri þöförune biraz daha hýzlý sür bizi bekleyen var ve dutcu köyüne yaklaþmýþlar Babadereli efe hazretleri þöföre dutcu ya gidelim Alvarlý efe hazretlerinin misafir olduðu eve giderler ve ordaki cemaat demekki misafirimiz Babadereli Ahmed Efendiymiþ derler Babadereli Molla Ahmed Efendinin yanýndakýlerde demekký Alvarlý Efe Hazretleri Bekliyormuþ.
Babadereli Molla Ahmed efendi oðlu Abdulgafur hoca efendi ve birkaç talebesiyle birlikte bingöl’e gider ve güzergahý karliova ya baðlý bir köyden geçmektedir o köy halký efe hazretlerini görürler efeyi köylerine davet ederler efe hazretleri gitmemek için kararlýdýr ama çok ýsrar ederler oðlu babasýna efem eðer biz bunlarýn davetini kabul etmessek küserler efe hazretleri ozaman ben hiçbir eve girmem köyün içinde açýk bir alanda otururum ve o seven dostlarý hemen köyün içinde açik bir alana halý sererler Efe Hazretleri Hemen vaaz etmeye baþlar efenin köye geldiðini duyan sevenleri kadýn çocuk köy halkýnýn hepsý o an dýþarýdadýrlar efenýn vaaz ýný dinlerler ve Yüce Mevlanýn Emriyle Zelzele olur toz duman birbirine karýþýr oðlu Abdulgafur hoca efendi babasýný aramaya baþlar Efe hazretleri korkma abdulgafur ben burdayýn toz duman çekildikten sonra efe hazretleri þimdi kimin evi musaitse eve gidelim bir iki saat sonra yakýn çevre köylerden ölüm haberleri gelmeye baþlar ama efe hazretlerinin misafir olduðu köyden hiçbir insan ölmemiþtir. Bu zelzele Varto zelzelesidir.Babadereli Molla Ahmed Efendi Hazretleri ömrünü ilme ve talebe yetiþtirmeye adamýþtý en son ikamet yeri olan ve maruf ismi-ni aldýðý Çat ýn Babaderesi köyünde 3 Haziran (1977) senesinde vefat etmiþtý vefatý yakýnlarýný ve sevenlerini derin bir üzüntü ye sevk etmiþtir.yurdun dört bir yanýndan gelen büyük zatlar yakýnlarý müritleri ve sevenleri Babadereli Molla Ahmed Efendiye son görevlerini yapmak için Babaderesý köyüne akýn etmiþlerdir.cenaze namazýný oðlu Abdulgafur Has Hoca efendý kýldýrdý cenazesi Babaderesi camii þerifin’in avlusuna defnedilmiþtir

Ahmed Efendi Hazretleri nin talim ve irþad sahibi olan erkek çocullarý
Seyyid Ahmet Zeki Efendi
Seyyid Abdulcelil Efendi
Seyyid Muhammed Said Efendi
Seyyid Abdulgafur Efendi
Seyyid Muhammed Mazhar Efendi
Seyyid Muhammed Cevat Efendi

Seyyid Muhammet Baba Efendi
Hacı Ahmed Baba Hz.Türbesi

Seyyid Hacı Ahmed Baba, Peygamberimiz’in (sav) Huseyni nesebinden torunudur. 1792 yılında Van’da dunyaya gelmistir. Babasının adı, Yusuf-u Naili’dir. Annesinin adı bilinmemektedir. Anne ve babası Berzenciseyyidlerindendir. Onun da babası Seyyid Ahmed-i Selimullah-i Suleymani Hazretleri olup, Irak-Suleymaniye’deSeyyid Ahmed-i Kaki diye meshurdur. Turbesi ve dergahı halen ziyarete acık ve cok bakımlı bir durumdadır.
Seyyid Ahmed-i Kaki Suleymani hakkında Bursalı Tahir Bey’in 3 ciltlik “Osmanlı Muellifleri” isimli eserinin 1.cildinde Seyhler Bolumu’nde bilgi vardır.Seyyid Hacı Ahmed Baba’nın kendisinden yasca buyuk Muhammed Baba isminde bir de ağabeyi vardır.Yusuf-u Naili Hazretleri’nin turbesi, Van Hosab (Guzelsu) kalesinin eteğinde olup, Arap Baba ismiyletanınmaktadır.
Cağının alimleri tarafından “gavs-ı azam”lığı hususunda ittifak edilen Seyyid Hacı Ahmed Baba’nınhayatı kerametlerle doludur. O donemin mesayıhı Seyyid Hacı Ahmed Baba icin (Keramet-i Bahire) “Kerametdenizi” demislerdir.

Seyyid Hacı Ahmed Baba ve İstanbul Yılları

Her insanın, her toplumun ve her ulkenin kendine sır olan bir kaderi vardır. Dunya uzerinde henuz
hicbir insan yaratılmamısken, her insanın gelecekte neler yasayacağı, bir ulkenin hangi olaylara sahit olacağı, birtoplumun gecireceği evreler ve bu gibi her olay Allah katında tum detayları ile belirlenmistir. Ancak insanlar,onceden belirlenmis, Allah katında yasanmıs ve hatta bitmis olan bu olayların hicbirinden haberdar olmazlar.Bunları ancak yasadıkca gorur ve bilirler. Dolayısıyla gelecek insanlar icin gaybtır, yani bilinmezdir.Diğer bir ifade ile insan bir yolcudan baska nedir ki; alemi ervahtan, (ruhlar aleminden) rahm-ı
madere, (ana rahmine) doğumla dunya sahnesine, olumle alemi berzah’a (kabir alemi) ve nihayet sonsuz aleme…





Kalbini Zikir ile, kalıbını da fikirle tamir edip güzelleştir. Gayen su üstünde yürümek, havada uçmak olmasın. Bunları balıklar ve kuşlar da yapıyor. Himmet kanatlarıyla sonsuzluklara uçabiliyor musun ? Sen ona bak...
(SEYYİD AHMED ER RUFAİ HZ.)

Torunu Seyyid Hacı Mevlud Baba derdi ki;
“Ahmed Baba, henuz buluğa erdiği yıllarda, baba ocağından (Van, Hosab6) ayrıldıktan sonra Đstanbul’a
yaptığı seyahat sırasında, Anadolu’daki bircok dergaha uğramıs ve onların seyhleri ile gorusme fırsatı bulmustur.İstanbul’da uzun sure kalmıs, muhtelif dergahlarda tasavvufi eğitim almıs, bilgi ve gorgusunu artırmıstır. Ogunun sartlarında deve ve at kervanları ile yaya olarak sadece gidisi altı ay suren hacc yolculuklarına katılmıs,donemin Nakibu’l-Esraf’ı7 aracılığı ile Saray’a davet edilip, Sultan II. Abdulhamit Han’la gorusmustur. Seyyid HacıAhmed Baba’nın ifadesi ile ‘yedi evliya gucunde’ olan Abdulhamit Han, Ahmed Baba’ya Mesayıh-i Meclis’te gorevteklif etmis, ancak Seyyid Hacı Ahmed Baba, manevi tayininin Sark’ta (Pasin’de) olduğunu belirtip huzurdanayrılmıstır”.
Dönemin müftüsü Solakzade Efendi ve Yetim Efe gibi zatların başkanlığında Hacı Ahmet Baba hâlen ibadete açık olan Erzurum Ulu Camiinde imtihan edilir. Kerim Baba, yan tarafta rabıta yapmaktadır. 

Sorulan soruların cevaplarının Hacı Ahmet Baba’nın önündeki yeşil rahle üzerinde siyah ciltli bir kitaptaki sayfaların açılıp cevaplarının verildiğini görür. 
Hacı Ahmet Baba, bu sırra şahit olan Kerim Baba’yı kapat gözünü diyerek, perdeler. Sorulan her soru, Kitap, Sünnet, İcma, Kıyas adlı İslami kitapların doğrultusunda cevaplandırılır. 
Böylece Hacı Ahmet Baba ve ekibi, huzurunda bulunan Solakzade Hazretleri tarafından evine davet edilir. Hacı Ahmet Baba’ya, “zikrullah yaparsanız çok memnun oluruz” der. Halka kurulur. Zikir yapılır. Mevsimin kış olması sebebiyle, zikir yapılan odada soba yanmaktadır. Sobanın üzerindeki su dolu ibrik, sıcaklığın tesiri ile kaynayıp kapağı dikkat çekici sesler çıkarmaktadır. Hacı Ahmet Baba, elini kapağın üzerine koyup, kendine özgü hitap üslubuyla: 
“Deginan, sükût dur! İhvanın halvetini bozuyorsun” der. 
Ve kaynayan ibriğin sesi kesilir. Orada bulunanlar, dokunmak suretiyle ibriğin suyunun soğumuş olduğunu fark ederler. Kendi kendilerine: 
“Bu da Baba Hazretleri’nin kerametlerinden olsa gerek” derler.
http://www.ressim.net/61/upload/139870cf.jpg

Çöğendereli Hacı Salih Efendi Hz.Türbesi
http://www.cevaplar.org/images/yresim/tbn/758.jpg

"Soyu" Kırım'dan göçle Erzurum'a gelmişlerdir. Erzurum'da onlara "Lakap olarak" Hanecizade derlermiş.
Hacı Salih Efendi'nin dede soyu, bir müddet Erzurum'da kaldıktan sonra Trabzon'un Çaykara ilçesi Akdoğanlar Köyü'ne nakletmişlerdir.
Bu aileden Hacı Salih Efendi 1898 yılında işte bu Akdoğanlar Köyü'nde dünyaya gelmiştir.Henüz çocukken dedesi İbrahim Efendi imam olarak Çöğender Köyü'ne getirtilir. İbrahim Efendi'nin Akdoğanlardan ayrılması ve Erzurum'a gelmesi ile aile orada kendilerini sahipsiz hisseder ve büyük bir boşlukta olduklarını anlayarak, onlar da tekrar göç ederek Çöğender Köyü'ne gelir yerleşirler. Hoca İbrahim Efendi, bir taraftan oğlu Hacı Şerif Efendiyi yetiştirirken diğer taraftan da torunu Küçük Salih'e Kur'an-ı Kerim'i, Arapça dil gramerini öğretir ve Tecvid dersleri verir. Salih Efendi henüz yedi yaşında iken Kur'an'ı ezberlemiş ve hafız olmuştur.Babası Şerif Efendi de hocadır. ilk önce Alvar Köyü'ne, babasının ölümünü müteakip Çöğender Köyü'ne imam olur.Daha sonraları, alim Tayyip Zühtü Efendi'nin dergahına girer ve kendisini yetiştirdikten sonra bu alimden icazet alır. Bir taraftan da Hacı Hasan Rahmi Efendi ye dersler vermeye başlamıştır.
       Eserleri;  Mefati-hül Geybiye isimli Fıkıh ve Tasavvuftan bahseden eserini yazmıştır.
                      Zübdetül Kelam'dır ve fıkıh üzerinedir.

Hüv-el-Baki

Eyledi hem-nam-i Z-in Nureyn terk-i masiva

Arif Billahi aziz'i nakçbend-gam ver

Zikr ü fikri Hak idi mürşid-i mutlak idi

Kırk sene taat île evkatı etmişti güzer

Pote-i takvada sim-asa vücudun kal-i düb

Paye-i iksir olurdu hake itseydi nazar

Tekye-i dehr-i deniden tay idüp seccadesin

Hanikah-i kurb-i Hakka gitdi ol sahip siyer

Söyledim mu’cemle Galib fevtinin tarihini

Cenneti Osman Efendi eyledi yahu makar.

Fi 10 Recep 1283

Nemekahu Misrî

"Şair Galib'in nazm ettiği, Mısrî'nin yazdığı bu kitabeye göre burada kırk sene ibadet ve taatla meşgul olan, takva potasında vücudunu gümüş gi*bi eriten, toprağa baksa iksir yapan Nakşubendi Mürşidi Osman Efendi gömülüdür. Osman Efendi 1283 yılı Recebi'nin onunda bu deni Dünya tekyesinden seccadesini dürerek Tanrı yakını Hankaha gitmiştir*

Son mısraın noktalı harfleri Ebced hesabıyla ölüm tarihini gösteriyor.

    Hayatı

Yaptığımız araştırmaya göre; Hacı Salih Efendi'nin "Dede Soyu" Kırım'dan göçle Erzurum'a gelmişlerdir. Erzurum'da onlara "Lakap olarak" Hanecizade derlermiş.

Hacı Salih Efendi'nin dede soyu, bir müddet Erzurum'da kaldıktan sonra Trabzon'un Çaykara ilçesi Akdoğanlar Köyü'ne nakletmişlerdir.

Bu aileden Hacı Salih Efendi 1898 yılında işte bu Akdoğanlar Köyü'nde dünyaya gelmiştir.

Hacı Salih Efendi henüz çocukken dedesi  İbrahim Efendi imam olarak Çöğender Köyü'ne getirtilir.

İbrahim Efendi'nin Akdoğanlardan ayrılması ve Erzurum'a gelmesi ile aile orada kendilerini sahipsiz hisseder ve büyük bir boşlukta olduklarını anlayarak, onlar da tekrar göç ederek Çöğender Köyü'ne gelir yerleşirler.

Hoca İbrahim Efendi, bir taraftan oğlu Hacı Şerif Efendiyi yetiştirirken diğer taraftan da torunu Küçük Salih'e Kur'an-ı Kerim'i, Arapça dil gramerini öğretir ve Tecvid dersleri verir. Salih Efendi henüz yedi yaşında iken Kur'an'ı ezberlemiş ve hafız olmuştur.

Hacı Salif Efendinin babası Şerif Efendi de hocadır. ilk önce Alvar Köyü'ne, babasının ölümünü müteakip Çöğender Köyü'ne imam olur.

Daha sonraları, alim Tayyip  Zühtü  Efendi'nin dergahına girer ve kendisini yetiştirdikten sonra bu alimden icazet alır. Bir taraftan da Hacı Hasan Rahmi Efendi ye dersler vermeye başlamıştır.

Hacı Salih Efendi bu medrese tahsilinden sonra dönemin mürşitlerinden Hacı Ferşat Efendi ye intisap etmiş alim ve ulemalığını iyice kuvvetlendirmiştir.

Askerlik görevini Erzurum-Kars Kapısındaki birlikte tamamlayan H. Salih Efendi tekrar Çöğender Köyü'ne dönerek babasının yerine o imam olmuş ve aralıksız 50 yıl bu köyde imamet ve icazet görevini sürdürmüştür.

Bu devrede Alvar imamı Muhammed Lütfi Efendi ve Erzurum Müftüsü Solakzade Sadık Efendi ile yakın ilişkiler kurmuş, dostluğunu pekiştirerek onların ilmi çalışmalarından feyz almıştır.

Eserleri;

Hacı Salih Efendi bu arada boş durmamış; Mefati-hül Geybiye isimli Fıkıh ve Tasavvuftan bahseden eserini yazmıştır.

ikinci eseri ise, Zübdetül Kelam'dır ve fıkıh üzerinedir.

Hacı Salih Efendi, saygın bir kişi olmasına rağmen hiç bir zaman siyasete itibar etmemiş, kimseye taviz vermemiş, kimsenin siyasi kanaatini dahi sormamıştır. Sofrası herkese açık, gelen misafiri ikramsız göndermeyen, hatta bazı gençlere küçük paralar vermekten hoşlanan gönlü gani bir zattır.

Hacı Salih Efendi, Erzurum'a geldiğinde her defasında belirli yerleri ziyaret etmek O'nun adetleri içindeydi. Bunlardan birisi de Esat Paşa Camii avlusunda ve bahçesinde bulunan mezarlardı. Hoca, her seferinde buraya neden gelirdi. Neden ölünce kendisinin de buraya gömülmesini istemişti? Bu suallerin cevabını vermek zordur. Ancak;İbrahim Hakkı Konyalı'nın "Anıtlar ve Kitabeleri ile Erzurum Tarihi" adlı eserine baktığımızda, Camiin yanında bulunan türbede Nakşibendi mürşidi Osman Efendi 'nin yattığını öğreniyoruz, İbrahim Hakkı Konyalı, Osman Efendi'nin mezar taşındaki kitabesini şöyle okumuş ve yeni harflerle şöyle yazmıştır.

                  Hüv-el-Baki

Eyledi hem-nam-i Z-in Nureyn terk-i masiva 

Arif Billahi aziz'i nakçbend-gam ver

Zikr ü fikri Hak idi mürşid-i mutlak idi

Kırk sene taat île evkatı etmişti güzer

Pote-i takvada sim-asa vücudun kal-i düb

Paye-i iksir olurdu hake itseydi nazar

Tekye-i dehr-i deniden tay idüp seccadesin

Hanikah-i kurb-i Hakka gitdi ol sahip siyer

Söyledim mu’cemle Galib fevtinin tarihini

Cenneti Osman Efendi eyledi yahu makar.

Fi 10 Recep 1283

Nemekahu Misrî

"Şair Galib'in nazm ettiği, Mısrî'nin yazdığı bu kitabeye göre burada kırk sene ibadet ve taatla meşgul olan, takva potasında vücudunu gümüş gi­bi eriten, toprağa baksa iksir yapan Nakşubendi Mürşidi Osman Efendi gömülüdür. Osman Efendi 1283 yılı Recebi'nin onunda bu deni Dünya tekyesinden seccadesini dürerek Tanrı yakını Hankaha gitmiştir*

Son mısraın noktalı harfleri Ebced hesabıyla ölüm tarihini gösteriyor.

Esatpaşa Camii'nin bahçesinde ise özellikle Buharadan gelme Muhammet Baba isimli bir zatın yattığı ve Hacı Salih Efendi'nin bu mezarı sıkça ziyaret ettiği söylenmektedir.

Nakşibendi tiarikatına mensup olan Hacı Salih Efendi, elbetteki orada yatan mürşidlerle bir gönül bağı içindedir.

3 Şubat 1991 tarihinde Hacı Salih Efendi Hakk'ın rahmetine kavuşur. Cenazesi büyük bir cemaatle çok arzu ettiği (Yasal işlemleri de tamamlanan) Esatpaşa Camii'nin bahçesine defnedilir.

Aradan; 5 ay geçtikten sonra Çöğender Köylüler,  cenazeyi çıkarır, Çöğender köyüne getirirler. Orada tekrar defnederek bir de türbemsi bir mezar yaptırırlar.

Hayatı; ilim okutmak, insanlara hakkı ve hakikati bildirmek, sırat-ı müstakimden ayrılmamak ve Hz. Peygamber'in yolunda yürümek olan Hacı Salih Efen' dinin şahsiyeti yöre halkı üzerinde büyük izler bırakarak bu dünyadan göçmüştür.

 TAKDİM

“Mevla bu mübarek, nurlu beldeyi
Makbul kullariyla abad eylemis.
Halka nasip etmis hakki sevmeyi
Kamu ahalisin dilsad eylemis.

Göndermis bir zat-i melek nümunu
Çögender ehlinin hakli gururu
Ümmetin irsadi daim süruru
Kürsüden kürsüye cevlan eylemis.”

...Bilindigi gibi, devrimize isik tutan sahsiyetleri karinca kararinca nazarlariniza arz etmeye çalisiyoruz ve bu konuda çerçevemiz su ölçüdür; “Yirminci asnn son yarisindaki aydinlari düsünürken, temiz Anadolu evlâdi, velûd dimag -temel kriterlerimize ters bir kisim mütalâalarin hesabi kendine ait- ask ve heyecan insani Nureddin Topçu'yu hatirlamamak; çagin müstesna dimagi engin düsünce, kuluçka sabriyla civciv bekleyen, mercan gibi sessiz fakat sancili kanrevân yoluna devam eden, gelecek nesillerin zevkle okuyacaklari asrin büyük sâir ve nâsiri Sezâi Karakoç'u görmemezlikten gelmek.. Es'ad Efendiyi minnetle anmamak, Sami Efendiye saygi duymamak, Arvâsi Hazretlerini, Ali Haydar Efendiyi, Mehmed Zâhid Kotku'yu, Alvar Imamini, Serdehl'in Seydâsi'ni, Menzil'in Muhammed Râsid Efendisini bu hizmet örfânesindeki ask, heyecan ve aksiyonlariyla yâd etmemek mümkün degil..”

... Son devrin irfan semamizda pervaz eden büyüklerinden biri de Haci Salih Bilgin Efendi hazretleridir. Bu kisa çalisma ona olan sevgimizin çok sönük bir tezahürü. Allah sefaatlerine nail eylesin...

KISACA HAYATI
Mensei
Salih Efendi hazretleri 1898’de Trabzon’un Çaykara ilçesinin Akdogan köyünde dünyaya tesrif etmistir. Babasi Muhammed Serif Efendi, annesi Havva hanimdir. Sülalesi ilim ehli insanlardir. Merhum pederi, o dogmadan önce annesine söyle demisti: “Bu çocuk erkek olacak, salih bir kimse olacak. Sakin ola ki ona abdestsiz süt vermeyesin.” Bu vesile ile ecdadimizin enfes bir uygulamasina da deginelim; onlarda çocuk egitimi anne karninda basliyor ve dogan çocuk abdestsiz emzirilmiyordu. Bunu Bediüzzaman hazretlerinin hayatinda gördügümüz gibi, Fethullah Gülen Hocaefendinin merhume validesinin ayni hassasiyeti gösterdigini biliyoruz…

Tahsil hayati
Ailesi Salih efendi dogduktan kisa bir zaman sonra Erzurum’un, Pasinler ilçesinin Çögender köyüne yerlesti. Bunun için Salih Efendi “Çögenderli” olarak meshur oldu. Ilk derslerini dedesi Ibrahim Hakki Efendiden alan Salih Efendi, 7 yasinda hafiz oldu. Bundan sonra 1915 yilina kadar memleketi olan Çaykara’da tahsiline devam etti ve icazet aldi. Ayni zamanda, tasavvuf yolunda ilerlemek için devrinin büyük alim ve mutasavvifi Haci Fersad Efendiye intisap etti. Fersad Efendi, Naksibendiligin Gümüshanevi koluna mensup, 40 sene müderrislik yapmis çok degerli bir zatti. Salih Efendi 18 yasina kadar bu feyyaz ilim menbaginin ikliminde serinledi. Daha sonra, irsad faaliyetlerinde bulunmak üzere Erzurum’a geldi. Çesitli köylerde bir müddet tesirli hitabetiyle gönül iklimlerini costurdu. Erzurum’a dönünce, bir süre Tortum’a bagli Kisha (Uncular) köyünde imamlik yapti. Ilme doymayan Salih Efendi, Kisha’da kaldigi bu süre içinde Vihikli Muhammet Efendi’den de Kadiri icazeti de alarak ilmini artirdi. Daha genç yaslarinda iken bile iffeti, edebi, kemalati ile dikkat çekiyordu. Hatta daha çocuk yaslarindayken Alvar Imaminin su besaretine mazhar olmustu: “Bizim Salih, salih bir kimse olacak.”

Irsadla geçen ömür
1924 yilinda önce babasini, ardindan dedesini kaybeden Salih Efendi, 1925’te askere gitti. Asker dönüsü Çögender’de kalmaya devam etti. 1929’te çok sevdigi seyhi Haci Fersad efendinin ufulü üzerine Alvar Imami Hace Muhammed Lütfi hazretlerine intisap etmek istediyse de, Efe hazretleri “Senin dersin yüksek yerden. Ona devam et.” diyerek eski dersine devam etmesini tavsiye buyurmustu...

Çögender’de bir süre imamlik yapan ve burada kaldigi süre içerisinde çevresindekilerden büyük bir ilgi ve alaka gören H.Salih Efendi, 1936 yilinda Pasinler’in Sivasli Camii’nde yaklasik bir yil imamlik yapti.

“Lisan-i pakinde her dem lafzullah
Etrafa hizmeti hasbeten lillah
Hulus-i tam ile etmis zikrullah
Halka-i tevhidde devran eylemis.”

1939’da bir süre hapiste yatan Haci Salih Efendi, hapishane arkadaslariyla birlikte güzel günler geçirdigini anlatirken, yanlarinda büyük veli, Mahmut Vehbi Efendi Hazretlerinin de bulundugunu ifade etmektedir. Salih Efendi ilerleyen yaslarinda, Mahmut Vehbi Efendi ile birlikte hapishanede kaldiklari günlerin güzellik ve önemini ifade sadedinde, “Hayatimda ne varsa Vehbi Efendi ile geçirdigimiz o yetmis gündür.” diyecektir.

1947’de Alvar Imami ile ilk haccina gitti. Hac dönüsü geldigi Kurnuç köyünde 5 sene imamlik vazifesine devam etti. 1950’de ikinci defa hacca gitti. Hayati boyunca 10 defa hac yapmistir.

1952’de Hasankale’de meydana gelen deprem’de göçük altindan çikarildi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder